hosarlikoyu.sitemynet.com
fgdfgd.jpg

ANASAYFA
İLÇEMİZ
İLİMİZ
HOŞARLI'YI TANIYALIM
HOŞARLI KÖYÜ
KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA
DERNEĞİ
MUHTARIMIZ
KAMU ÇALIŞANLARIMIZ
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİMİZ
İŞ
ADAMLARIMIZ
SOSYAL FAALİYETLER
CENAZE MERASİMLERİ
KÖYDEN YORUMLAR
FOTO ALBÜM
İZ BIRAKANLAR
KÖYDEN HABERLER
ANKET
ZİYARETÇİ DEFTERİ
TELEFON REHBERİ
LİNKLER

İLİMİZ



TRABZON

34.jpg

d.jpg


TARİHİ

200px-fatih-sultan-mehmet.jpg

Kent merkezi kuzeyde denizden, güneyde Boztepe'nin üzerine kadar düzgün olmayan teraslar halinde yükselir. Değirmendere, Kuzgundere (ya da Tabakhane) ve Zağnos dereleri yerleşimi güneyden kuzeye derin boğazlarla bölmüştür. Tabakhane ve Zağnos dereleri arasında kalan ve düzgün olmayan yüksek bir masa formundaki alan üzerinde, kentin bilinen eneski yerleşim kalıntıları tespit edilmiştir. İşte bu nedenle Trabzon adının eski Grekçe masa ya da trapez/yamuk biçimi karşılığı olarak "trapezos" kelimesinden geldiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Trabzon adına, Trapezos olarak ilk kez, Yunanlı komutan Kesnophon tarafından kaleme alınan, M.Ö. 4. Yüzyılda geçen olayların anlatıldığı "Anabasis" adlı antik kaynakta rastlanmaktadır.
İyon kökenli Miletoslular Batı Anadolu'dan sonra M.Ö. 7. Yüzyılda Karadeniz'e de gelerek kıyılarda koloni kentleri kurmuşlardır. Trabzon da, merkezi Sinop olan bu kolonilerin arasında sayılmaktadır ve birçok araştırmacı, kentin ilk kuruluşu olarak bu dönemi göstermektedir. Oysa Kolkhlar, Driller, Makronlar gibi yerli kavimler Trabzon civarında çok daha önceden beri yaşamaktaydılar.
Aynı yüzyılda Karadeniz Bölgesi Kafkasya'dan gelen Kimmerler ve onların ardından İskitlerin akınlarına uğramıştır. Ancak bu akımların kolonilerin kuruluşundan önce mi yoksa sonra mı olduğu konusu tartışmalıdır. M.Ö. 6. Yüzyılda ise Trabzon Perslerin egemenliğine girerek, Pont Kapadokyası adı verilen satraplık içinde kalmıştır.
Makedonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 334 yılında tüm Anadolu'da Pers hakimiyetine son vermiştir.
İskender'in ani ölümünden sonra oluşan karışıklık sırasında Pont satrabı II. Ariantes'in oğlu Mithridates, yerli halkın desteğiyle Karadeniz'de Pontus Devletini kurmuştur. Trabzon, M.Ö. 280 yılında merkezi Amasya olan Pontus devletinin sınırları içinde kalmıştır.
M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu'yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius'un Pontus Kralı V. Mithridates'i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma'da Avgustus'la birlikte M.Ö. 27 yılındanitibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus'un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölüm olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır. İmparator Nero döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent tanımlamasıyla tarihçilerin kitaplarında yer alır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasian zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaletine dahil edilmiştir.
Ünlü Roma İmparatoru Hadrian Döneminde (117-138) tüm imparatorlukta olduğu gibi Trabzon'da da önemli imar etkinliklerinde bulunulmuş, birçok dini ve askeri binalar ile yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen yapay bir liman inşa edilmiştir Hadrian'dan sonra Trabzon'un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerindeRoma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır.
Trabzon, 276 yılında tüm Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotların saldırısına uğramış, bu saldırıda tüm kent yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde 4. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius'tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon'da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğunu Trabzon Müzesindeki Latince bir kitabeden anlıyoruz.
Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Justinianus (527-564) Trabzon'da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmaya başlanmış, Trabzon, Teophilos zamanında (829-842) kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur.
Müslüman Araplar 8. Yüzyılın başlarından itibaren Anadolu'ya düzenledikleri baskınlarda Doğu Karadeniz ve Trabzon'a gelmişlerdir.
Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos'un İstanbul'dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara'nın da yardımıyla Trabzon'da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane'deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I'in sikkeleri üzerinde "en mutlu" ünvanı yer almaktadır.
I. Bayezid'in 1398 de Samsun yöresini almasından sonra Trabzon Komnenos Krallığı Osmanlı Devletine yıllık vergi ödemek zorunda bırakılmıştır. David Komnenos, iktidarı döneminde (1458-1461) vergi ödemeyi durdurarak, önceden ödediklerini de Akkoyunlu Devleti Sultanı Uzun Hasan aracılığıyla geri istemiş, Osmanlılara karşı Avrupa'daki büyük devletlere ittifak önerisinde bulunmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet'in öncülüğündeki Osmanlı Kuvvetleri Bölgeyi kuşatarak, 1461 yılında Trabzon'u ele geçirmiş ve Komnenosların egemenliğine son vermiştir.
Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. İlk sancak beyi Hızır Bey'dir. 1470 yılında sancak beyliği küçük yaşta Şehzade Abdullah'a verilmiş; Abdullah, annesi Şirin Hatunla birlikte 1479 yılına kadar Trabzon'da yaşamıştır. Yavuz Sultan Selim de şehzadeliği sırasında (1491-1512) Trabzon'da Sancak Beyi olarak bulunmuş, sonradan Kanuni ünvanı alacak olan oğlu Sultan Süleyman burada doğmuştur.
Trabzon 16. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon'da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon'a saldırır (14 Nisan 1916). Trabzonlulardan oluşan vurucu güçler (Milis), bu saldırı sırasında gerilla savaşı verirler. Bu sıralarda, cepheye gönderilmek üzere Hamidiye Zırhlısının desteğinde Trabzon Limanına gelen cephane Trabzonlu gençlerce büyük bir heyecan içinde boşaltılıp Maçka'ya taşınır.
Çaykara'da Sultan Murat Yaylasında (10 Haziran 1916), Of'ta Baltacı, Arsin'de Yanbolu Derelerinde Ruslara karşı başarılı savaşlar verilmiş, ancak o yıllardaki koşullar altında düşmanın Trabzon'a girmesine engel olunamaz ve Ruslar 14 Nisan l916 yılında Trabzon'a girer. Rusların Trabzon'da kaldığı bir yıl, on ay, on günlük süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler, yerli halka büyük işkenceler yaparlar; sayısız insan öldürürler.
1917'de Rusya'da "Bolşevik Devrimi" olur, Çarlık Yönetimi yıkılır. Bunun üzerine Rus ordusunda büyük bir panik başlar. Bu Rusların Trabzon'dan çekilmesine de yol açar. Öte yandan, batıdan doğuya doğru kayan ve Karadağ'da toplanan Türk Çeteleri, Akçaabat'a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey'in komutasında üç koldan Trabzon'a doğru yürürler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon'a girer.


EKONOMİK HAYATIN TARİHİ GELİŞİMİ

1750'lerden itibaren, özellikle 19. yüzyıl boyunca gelişen Avrupa Sanayi, yakın doğu ile ticari ilişkilerinin büyümesi ve ticaret hacminin artması, İran Transit Yolunun da başlangıç noktasında bulunan Doğu Karadeniz'in bu büyük ve önemli kapısı Trabzon'da ekonomik ve sosyal gelişmeye yol açmıştır. Bunun sonucu olarak Trabzon, Osmanlı döneminde (1868) Vilayet haline getirilmiştir.

Trabzon kültürel ve sosyal yönden gelişmiş olmasına rağmen, arzulanan ekonomik gelişmeyi sağlayamamıştır. İlin ekonomisi halen tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır; nüfusun % 65'i bu faaliyetlerde elde edilen gelirlerle geçimini sağlamaktadır. Ticaret, sanayi, el sanatları, taşımacılık, inşaat ve diğer hizmetler alanında istihdam edilenler ise nüfusun % 35'ini oluşturmaktadır.

Trabzon'da toplam üretim içinde katma değerin payı % 59, girdi payı ise % 41'dir. Trabzon'da girdi oranları Türkiye geneline göre kıyasla daha yüksektir. Bu durum maliyetlerin yükselmesi sonucunu doğurmaktadır.

GELİR DURUMU

Trabzon'da kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla 2001 yılında 1.506 dolar olarak gerçekleşmiştir.

2001 yılı verilerine göre Trabzon Kişi başına GSYİH sıralamasında 45. sırada yer almaktadır.

Trabzon % 50.7'lik gelişme hızı ile % 40.8 olan Türkiye ortalamasının üzerinde yer almasına rağmen kişi başına GSYİH bakımından 2.146 dolar olan Türkiye ortalamasının oldukça altında yer almıştır.


EĞİTİMİN TARİHİ GELİŞİMİ

Meşrutiyetten önce Trabzon'da eğitim kuruluşu olarak 8 medrese, öğretim süresi 4 yıl olan 5 ilkokul, 1 Sanat Yurdu, 1 Askeri Rüştiye, İdadi ve 1 Darülmuallimin vardı. Aynı tarihlerde İmarette ve Ortahisar'da 2'de kitaplık bulunmaktaydı.

Önceleri olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de Trabzon, Karadeniz Bölgesinin eğitim ve öğretim yönünden en gelişmiş İlidir. Bugün ana okulundan Üniversiteye dek çeşitli öğrenim kuruluşlarının bulunduğu İlimizde halk, eğitim ve öğretime büyük ilgi göstermektedir.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

İlimizde 1'i özel olmak üzere 13 bağımsız anaokulu, 196 anasınıfı mevcut olup, anaokullarının 50, anasınıflarının ise 251 dersliği vardır.

Anaokullarda 1.135, anasınıflarında ise 4.065 öğrenci mevcuttur.

Anaokullarında 48, anasınıflarında ise 143 öğretmen ve ayrıca 149 usta öğretici görev yapmaktadır.

Okulöncesi eğitimde okullaşma oranı % 19,90'dır.

İLKÖĞRETİM

İlimizde 456 (6'sı özel 450'si resmi) ilköğretim okulu ve bunların 4.294 dersliği ve 103.693 öğrencisi mevcut olup, bu okullarda 5.212 (2.353 branş, 2.859 sınıf öğretmen) mevcuttur.

Taşımalı okul sayısı 424, taşıma merkezi sayısı 176, taşınan okulsuz yerleşim birimi sayısı 399'dur. İlköğretim okullarında 20.415 taşımalı öğrenci mevcuttur.

İlköğretim okullarında bir öğretmene 20, bir dersliğe de 24 öğrenci düşmektedir.

İlköğretimde okullaşma oranı % 99,84'dür.

ORTA ÖĞRETİM

Lise ve Dengi okul sayımız 93 (6'sı özel, 87'si resmi)'dür. Bu okulların 1.516 dersliği, 35.581 öğrencisi mevcut olup, Lise ve dengi okullarda 2.555 branş öğretmeni vardır.

Bir öğretmene 14, bir dersliğe de 23 öğrenci düşmektedir.

Ortaöğretimde okullaşma oranı % 80,32'dir.

YÜKSEK ÖĞRETİM

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ülkemizin dördüncü eski üniversitesi olup, İstanbul ve Ankara dışında Anadolu’da kurulan ilk üniversitedir. 20 Mayıs 1955 yılında kurulmuştur.

2 Aralık 1963 tarihinde öğretime açılan Karadeniz Teknik Üniversitesi 1966 yılında bugünkü kampusuna taşınmıştır. KTÜ' nün 12'si (Orman Fakültesi, Tıp Fakültesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Fatih Eğitim Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, İletişim Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi ve Of Teknik Eğitim Fakültesi) İlimiz sınırları içinde olmak üzere toplam 19 Fakültesi mevcuttur. (Diğerleri Ordu Ziraat Fakültesi, Giresun Eğitim Fakültesi, Giresun Fen-Edebiyat Fakültesi, Giresun İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Rize Eğitim Fakültesi, Rize Fen-Edebiyat Fakültesi, Rize İlahiyat Fakültesi, Rize Su Ürünleri Fakültesi, Gümüşhane Mühendislik Fakültesi ve Artvin Eğitim Fakültesi)

Ayrıca 1 adet KTÜ Devlet Konservatuarı ile 10'u İlimiz sınırları içinde olmak üzere toplam 19 tane Yüksek Okul Üniversiteye bağlı olarak eğitim vermektedir. Üniversite bünyesinde Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ile Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüleri bulunmaktadır. Bütün bu birimlerde toplam 1.788 öğretim elemanı görev yapmakta olup, bu öğretim elemanlarının 1.389'u Trabzon'da, 399'u diğer illerde görev yapmaktadır. KTÜ'de toplam 36.503 öğrenim görmekte olup, bu öğrencilerin 22.973'ü Trabzon'da, 13.530'u diğer illerde öğrenimini sürdürmektedir.

İlimizde Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait 3 yurttan birincisi Trabzon Yurdu olarak KTÜ Kampusu içerisinde olup, 1.608'i kız, 1.852'si erkek olmak üzere 3.460 kapasitelidir. İkincisi 1.162 kız, 690 erkek olmak üzere toplam 1.852 kapasiteli Akçaabat ilçesinin Söğütlü Beldesindeki Akçaabat Yurdudur. Üçüncüsü ise 32 kız, 168 erkek olmak üzere toplam 200 öğrenci kapasiteli Sürmene ilçesinde bulunan yurttur.

KÜLTÜRÜN TARİHİ GELİŞİMİ

Bilinen tarihi geçmişi en az 4000 yıl öncesine dayanan Trabzon, konumu itibarıyla tarihin bütün evrelerinde tüm dünyanın ilgisini çekmiş ender kentlerden biridir. Coğrafi önemi, tam bir geçiş noktasında bulunması, değişik medeniyetlere ev sahipliği yapması Trabzon'u önemli kılan etkenlerin başında gelmektedir. Böylesine köklü geçmişe sahip bir kentin kültürel hayatı da renkli olmak zorundadır. Bir kere Trabzon bildiğimiz "kent kültürü"nü yüzyıllardan bu yana bünyesinde yaşatmaktadır. Ticari ve idari merkez olarak Trabzon'da yüzyılların ötesinden bu yana kurulu bulunan eğitim-kültür-ticaret merkezlerinin varlığı ketin etrafıyla birlikte canlı ve süregelen bir kültürel birikime sahip olduğunun göstergesidir.

Büyük Türk Padişahı Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u 1461'de fethinden sonra daha da gelişen Trabzon'da kültür kurumlarının varlıklarına bir çok tarihi belgede rastlamamız mümkündür. Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal ATATÜRK'ün "Halkı zeki, üretken, girişimci ve çalışkan" olarak nitelendirdiği Trabzon'da çok gayretli çalışmalar yapılmış, eğitim ve kültür hareketlerine büyük önem verilmiştir.

Dünyaca ünlü gezginlerin ziyaret ettiği Trabzon, yüzyıllar boyunca, bütün dünyanın ilgisini çekmiştir. Ksenophon'dan, Evliya Çelebi'ye, Fallmerayer'den, Frunze'ye kadar yüzlerce seyyahın ziyaret edip düşüncelerini tarihe birer belge olarak aktardıkları "seyahatnamelerde"ki ana buluşma noktası "gizemli doğası, coğrafi konumu, Orta Asya, Kafkasya, Uzakdoğu, Ortadoğu'nun İstanbul ve Avrupa ile ilişkisinde önemli bir ticaret ve kültür merkezi" oluşundan kaynaklanan kentin vazgeçilmezliğidir.


TARİHİ ZENGİNLİKLERİMİZ

İlimizde Kültür Bakanlığı tarafından tescillenmiş ve koruma altına alınmış 550 tarihi tescilli kültür varlığı bulunmaktadır. Bunun yanısıra "tabiat varlığı" olarak belirlenmiş ve koruma altına alınmış bölgelerimiz de bulunmaktadır.
İl merkezi ve ilçelerde sayısız tarihi esere rastlamak mümkündür. Bunların başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz :

"Trabzon Kalesi, Kalepark, Yenicuma Camii, Cephanelik, Su Kemerleri, Akçakale, Ayasofya, Küçük Ayvasıl, Ortahisar Camii, Molla Nakip Camii, Kudrettin Camii, Hüsnü Göktuğ Camii, Kızlar Manastırı, Kaymaklı Manastırı, Kuştul Manastırı, Sumela Manastırı, Santa Maria Kilisesi, Gülbaharhatun Camii, İskenderpaşa Camii, Tophane Hamamı, Sekiz Direkli Hamam, Meydan Hamamı, Çeşmeler, Köprüler, Atatürk Köşkü, Memişağa Konağı, Erdoğdu Bey Camii, Musa Paşa Camii, Saraçzade Medresesi, Ortahisar Muvakkithanesi, Emir Mehmet Türbesi, Hamzapaşa Türbesi, Bedesten"

Karadeniz kıyısında kurulmuş en eski kentlerden biri olan Trabzon’da yukarıda kısaca isimlerini sunduğumuz eserlerin dışında her bir köyde ve mahallede sevimli çeşmeler, evler, köprüler bize tarihin geçmiş sevimli yüzünü yansıtmaktadır. Akçaabat Orta Mahalle, Sürmene evleri, Ortahisar mahallesindeki eski Türk evleri, konaklar bugün bile işlevlerini yürüten diğer irili ufaklı tarihi eserlerin hepsi ilimizin birer kültür ve tabiat varlığıdır.


TRABZON KÜLTÜR KURUMLARI
Tüm yerleşim birimlerine kadar inmiş okullarımızın yanısıra Trabzon’un kültür hayatına renk veren, yeşermesini sağlayan kütüphane ve kültür merkezleri açısından da oldukça zengin Trabzon’da, İlköğretim çağından - yüksek eğitime kadar aranılan bütün eğitim kurumları bulunmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 17 vilayetinden biri olan Trabzon fetihten sonra yoğun bir kültürel gelişmeye sahne olmuştur. Bu gelişme içinde kütüphanelerin rolü büyüktür. Tarih seyri içinde kütüphanelerimizden söz etmek istiyoruz :


& Saraçzade Kütüphanesi : Saraçzade Mustafa Efendi tarafından 1762 tarihinde kurulmuştur. Ortahisar Camii’nin karşısında bulunan mescidin üst katında bulunmaktadır.


& Fetvahane Kütüphanesi : Trabzon Valisi Hazinaderzade Osmanpaşa tarafından 1845 tarihinde hizmete açılmıştır. Ortahisar Camii’ne batı yönünde bitişik yer alan bu kütüphanede önemli eserler bulunmaktaydı. Trabzon’un işgali sırasında Rus asar-ı atika müzesi müdürü prof. İnavovitch Ouspenski tarafından 497 kitap seçilerek Rusya’ya nakledilmiştir.


& Ortahisar Kütüphanesi : Ortahisar Camii doğu tarafında yer alan bir odasında 1842 yılında valiliğinin son yılında Trabzon Valisi Hazinedarzade Osman Paşa tarafından açılmıştır.


& Hatuniye Kütüphanesi : 1844 yılında Gülbahar Hatun Camii külliyesi içinde Trabzon Valisi Hazinedarzade Osman Paşa tarafından açılması tasarlanmasına rağmen, onun ölümü üzerine kardeşi Abdullah Paşa tarafından açılmıştır.


& Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Kütüphanesi : Milli Mücadele yıllarında Trabzon’da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kütüphanesi olarak hizmet vermiştir. Trabzon halkını milli mücadele fikri etrafında birleştirmek için kurulan bu kütüphaneye çeşitli yollardan kitaplar hediye edilerek zenginleştirilmiştir.

& Trabzon Muallimler Cemiyeti Kütüphanesi : Mustafa Reşit Tarakçıoğlu tarafından Trabzon’da kurulan Muallimler Cemiyeti olarak faaliyet gösteren kuruluşun kütüphanesi idi. “Gelecek kuşakların modern irfan ve milli düşüncelerle cihazlanmaları, milli duygularla hürmetli vatanperver, çalışkan eleman olarak yetiştirilmelerini temin için kurulan Muallimler Cemiyeti”nin kitaplarının daha sonra kurulan Trabzon Halkevi Kütüphanesi’ne devredilmiştir.


& Trabzon Türkocağı Kütüphanesi : Gençlerin kahve köşelerinden kurtulmasını temin etmek maksadıyla Trabzon’da Türkocağı tarafından ilk kez 1925 yılında Çocuk Kütüphanesi kurulmuştur. Milli şuurun güçlenmesini amaçlayan Türkocağı’nın kütüphanecilik faaliyetleri de bu amaç doğrultusunda sürmüştür.


& Trabzon Halkevi Kütüphanesi : Trabzon Halkevi 24 Haziran 1932 yılında kurup, kütüphanesini hizmete açtı. Kütüphane 1943 yılında 3000 ciltlik kitaba ulaştı. Çıkardığı “İNAN” isimli dergi ile kentin kültürel hayatına katkıda bulundu. 47.000’e ulaşan kitap sayısı ile okuyucu hizmetlerini geniş halk kitlelerine yaydı.


& Trabzon İl Halk Kütüphanesi : Trabzon İl Halk Kütüphanesi 1 Ekim 1927 yılında hizmete açıldı. Açıldığı sırada adı Milli Kütüphane idi. Daha sonra Trabzon Genel Kütüphanesi olarak adı değişti. 1960 yılından itibaren de İl Halk Kütüphanesi olarak tüm Türkiye’de birliktelik sağlanmış şekilde bugünkü ismini almıştır. 19 Mayıs 1966 tarihinde Kütüphaneler Genel Müdürlüğü tarafından 400.000 liraya yaptırılarak bugünkü Atapark’daki yerine taşınmıştır. Daha önceleri bugün Gazeteciler Cemiyeti olarak hizmet veren meydandaki tarihi binada faaliyetini sürdürmekteydi.

İl Halk Kütüphanesi bugün 50.000’i aşkın kitabı, yıllık 100.000’i aşan okuyucusu ile bilgisayarlı sisteme geçmiş vaziyette hizmet vermektedir. Ayrıca nadide el yazmaları ve “şeriye sicilleri” ile de araştırmacılara ve tarihe ışık tutacak kaynak eserlere sahip önemli bir kültür merkezidir.


Bugün Trabzon’da kütüphanecilik hizmetleri kırsal alana kadar yayılmış ilçelerimizin yanısıra beldelerimizde de halk kütüphaneleri hizmet vermektedir.

Ayrıca Trabzon Belediyesi’nin Semt Kütüphaneleri ile İsmail Hakkı Berkmen Tarih Kütüphanesi kent merkezinde önemli hizmet vermektedir.

Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin bünyesinde hizmet veren kütüphanesi daha çok akademik personel, öğrenci ve araştırmacılara hizmet vermektedir.


HORONLARIMIZ

Horon bir tutkudur Trabzon’da Kemençenin kıvrak sesi bir yerden yankılanmaya görsün, ya da davulun zurnanın nağmeleri işitilmeye... Başlar önce ayaklar oynamaya. Sonra eller havaya kalkar... Sonra bir sihirli alemin içinde genişler de genişler horonun halkası...

Horon gibi canlı, hızlı bir halk oyunu yoktur. Vücudun tümünün iştirak ettiği yegane oyundur denilebilir horona. Genelde erkek ve kadın diye horonları ayırmamakla birlikte erkek horonlarının daha sert, kadın horonu ise daha yumuşak figürlerle oynanmaktadır.


Horon dizisi iki kişiden oluşsa bile içlerinden biri mutlaka horonbaşıdır. Horonu ya çalgıcı ya da içlerinden usta olan bir horoncu yönetir. Horoncuların coşkularını canlı tutmak, horon kurmak, aşağı almak, değişik horon düzenine geçmek için horoncubaşı farklı komutlar verir. Horoncular “yürüyürü, dik oyna, kim ula, dikkat dikkat, ha uşak ha, alaşağı, ula ula, aloğlu, kim kim kim, şaşma, horonu bozma, taktum,...” gibi horoncubaşı tarafından verilen komutların ne anlama geldiğini bilirler ve horon düzenini buna göre sürdürürler.

=Düz Horon : Genellikle kadınlar tarafından davul zurna, kemençe eşliğinde oynanır.

=Akçaabat Sallaması : Genellikle davul, zurna eşliğinde Akçaabat yöresinde oynanır, erkek oyunudur. Sıksara’ya geçiş öncesi bir oyundur. Ağır bir yapıya sahiptir, giderek hızlanır.


=Sıksara : Trabzon halkının karakteristik yapısını simgeleyen en önemli horon türlerimizdendir. Atak, canlı vücudun bütün bölümlerinin harekete geçtiği kıvrak ve sanat gücü yüksek bir oyundur. Kemençe ile ve davul, zurna ile de oynanabilir.

=Kız Horonu : Düz horondur. Hareketleri basittir. Türkü eşliğinde de oynanır. Atma türküleri meşhurdur. Oyun esnasında söylenen türküler bu oyunu ilginç kılar. Kemençe ile oynanır.

=Sürmene Sallaması : Özgün ve hareketli bir oyundur. Kemençe ile oynanır. Davul ve zurna ile de oynanır. Özellikle Sürmene’de oynanan bu oyunun özel figürleri zevkle izlenir.

=Bıçak Oyunu : İki kişi tarafından bıçakla oynanır. Müzik ve ritm sıksaraya çok benzer. Karşılıklı bir savaşı, mücadeleyi andıran figürleri vardır. Oyuncuların ellerindeki bıçakları çok iyi kullanmaları gerekir, yoksa oyunun heyecanı içinde birbirlerini yaralayabilirler.

=Vaybeni : Genellikle Çaykara ve çevresindeki köylerde oynanır. Türküye dayalı oyundur. Atışmalı türkülerin söylendiği horonda bir tarafın söyleyecek sözü kalmayana dek devam eder.

TÜRKÜLERİMİZ

Kısa ve nettir türkülerimiz. Öyle lafı geveleme, eğirme, büğürme yoktur türkülerimizde. Ne denecekse söylenir. Hüküm verilir, mesaj iletilir. Kısadır, acıdır özlemler, sevinçler, sevgiler, yergiler hep bir türkülerde dile gelir. Coşku dolu yürekler kemençenin eşliğinde söyler türküsünü. Söyler türküsünü de, yol olur bu türkü dağ aşar, deniz aşar, gurbet aşar sevgilinin gözünde kimi zaman bir damla yaş, kimi zaman da gülen yüzde bir çiçek olur açar...

Yöre türkülerinde sadece sevda yoktur. Savaş, sel, çığ, vurgun, toprak kayması, gibi durumlarda yakılan ağıtlar birer türkü olmaktan çok destanımsı özellikler taşımaktadır.

Halk edebiyatımızın en yaygın ürünlerinden olan mani biçimindeki türkülerimiz kendiliğinden doğaçlama olarak dökülür, kemençenin tellerinde ezgi olur.


Mani Örnekleri :

Gara gara gazanlar

Gara yazı yazanlar

Cennet yüzü görmesin

Aramızı bozanlar
Çömber çömber üstüne

Çömber bağlamadın mi

Asker ettiler beni

E gız ağlamadın mı
Yaylanın çimenini

Topladuk elek elek

Buldur bile gezerduk

Bu yıl ayırdı felek.


Çıkardum mallarımu

En önünde sarisi

Geldi geçti yanımdan

Yüreğumun yarisi.
Derenin gıyısında

Olta attum baluğa

Onbeş yaşında idum

Başladum sevdaluğa.
Yaylanın çimenin

Bi tavukla bi cücük

Oturduk sevtaluğa

İkimiz de küçücük


Atma Türküler : Atma türkü geleneği yöremizde yaygındır. Karşılıklı olarak bir konu üzerinde türküler oluşturulduğu gibi, herhangi bir eğlence mekanında da eğlencelik olsun diye atma türküler söylenir. Çoğu zaman kemençe eşliğinde doğaçlama yoluyla söylenen atma türküler yoluyla sanatçıların birbirlerinin ustalıklarını da denemiş olurlar.

Erkek : Kadın :
Derin derin göllerin

Dibine dalacağım

Ahdettum yemun ettum

Kız seni alacağum.
Derin derin göllerin

Dibine dalamazsın

Ne kadar yemin etsen

Sen beni alamazsın.


Kadın : Erkek :
Uşak gelme peşume

Anamın tek kızıyım

Nazar edersun beni

Göğlerin yılduzuyum.
Böyü kavağum böyü

Göğe mi alacasun

Almam seni deyisun

Bekar mı kalacasun


BİLMECELERİMİZ

èHattur hurttur arnavuttur, adam kapar. (Isırgan Otu)
èÜstü çayır biçerim, altı çeşme içerim. (Koyun)
èSoluğu var canı yok, gövdesi var kanı yok (Körük)
èSarıdır sarkar, düşeceğim diye korkar (Ayva)
èİp çektim küp geldi (Kabak)
èAğzı açık alamet, içi kızıl kıyamet (Fırın)
èAllah yapar yapısını, bıçak açar kapısını (Kabak)
èYer altında evleri, eğri büğrü yolları (Karınca)
èKırmızı boyarım, ablamın önüne dolarım (Peştamal)
èSalkımı var üzüm değil, yaşları var gözüm değil. (Bulut)
èBen giderim o gider, o benden ileri gider. (Gölge)
èBağlarım yürür, çözerim durur. (Ayakkabı)
èDışı kazan karası, içi yoğurt mayası. (Kestane)
èYer altında sakallı dede (Pırasa)
èSarıdır sarkar düşmekten korkar. (Ayna)
èElemez melemez ocak başına gelemez, gelse de geri dönemez. (Tereyağ)
èHavada uçar kanadı yok, şekere benzer tadı yok. (Kar)

DEYİMLER - ATASÖZLERİ

Trabzon’un çeşitli yörelerinde söylenen kendine has anlam ifade eden deyimler ve yine bölgeye göre değişkenlik gösteren fakat genel anlamda atasözleri çerçevesinde ele alınan hoş sözler vardır :


Ağzı var dili yok Etmek elden su gölden
Burnu büyümek Elin ağzında sakız olmak
Çomak sokmak Hayıflanmak
Kan ağlamak Abat mı oldun
Ander gaybana Kesene bereket
O da kim oliy Sırtı kalın
Kulağı çınlamak Maldan saymak
Attan enup eşeğe binmek Ağzını yoklamak
Sokma akıl yedi adım gider
Köpek yediği kapida afkurur


YEMEKLERİMİZ

Trabzon yemekleri denince akla hemen, mısırdan, lahanadan, hamsiden, fasulyeden, patatesten, pidelerden, turşudan meydana gelen yüzlerce yemek tarifi gelir. Trabzon mutfağı zengin bir mutfaktır. Kim sevmez karalahana çorbasını, kim istemez kıymalının, peynirlinin damakta kalan tadını. Hani derler ya hamsinin kırk çeşit yemeği yapılır Trabzon’da... Doğrudur, hamsi kışın sofraların baş tacı yazın da yaylalarda, köylerde soğuk suların başında tuzlamasıyla aranan yiyeceğidir... Hamsi denince akla Trabzon, Trabzon deyince de akla hamsi gelir...


Trabzon’un yemeklerinin başlıcalarını şöylece sıralayabiliriz : Mısır sarması, etli lahana sarması, içli tava, hamsili pide, hohollu pide, pazı burmalısı, hamsili pilav, kuymak, su böreği, yufka tatlısı, laz böreği, gulya, turşu kavurması, pazı plakisi, lahana kavurması, kaygana, hamsi kuşu, mısır çorbası, ısırgan çorbası, hamsili pilav, hamsili ekmek, etli mısır sarması, Trabzon kebabı, Hamsiköy sütlacı, zumur, kaz kaldıran, hoşmeli, tomara kaygana, hamsi plaki, sütlü kabak, lapa, borani, hamsi çıtlaması, hamsi ızgara...


BATIL İNANÇLAR

Batıl inançlar nerden gelip nasıl toplum içinde yerleştiği belli olmayan ama yüzyıllardan beri belki de değişik inanışların ya da insanların kendi kurgularının sonucu hiçbir temel dayanağı ve mantığı izahı olmadan yerleşmiş inanışlar alarak günümüze kadar süre gelmiş olan inanışlardır. Bugün bile çeşitli şekillerde kendini gösteren bu inanışların temelinin insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinmektedir. Yöresel özellikler arzeden bu inanışlara ilimizde de rastlamak mümkündür. Bazı batıl inançlardan örnekler :


èSaçayak boş olarak yanan ateşte bırakılırsa ölü suyu bekler.

èEllerini bağlayanın kısmeti bağlanır.
èBir kadın aş ererken birine bakarsa çocuğu ona benzer.
èYeni gelinin kucağına oğlan çocuk verilirse ilk çocuğu erkek olur.
èÇocuğunun güzel olması için gebe kadına ayva yedirilir.
èGece tırnak kesilmez.
èKapı eşiğinde oturan kişi iftiraya uğrar.
èEvde incir ağacı yakılmaz yakılırsa ev ocak söner.
èGeceleyin evde ıslık çalınmaz, çalınırsa eve yılan girer.
èKuluçkanın altına yumurta koyan kişi, başını sararsa civcivler gugulli olur.
èAy tutulunca havaya ateş edilirse ay kurtulur.
èMayıs yedisinde deniz suyu ile yıkanan ve kayığa binenler yakalandıkları hastalıktan kurtulurlar.
èBoş beşik sallanırsa çocuğun karnı ağırır.
Hastalıkların tedavisinde yararlı olduğuna inanılan kocakarı ya da halk ilaçları, halk hekimliği diye anılan temelde bilimsel değeri olmamasına rağmen doğal tedavi yöntemi olarak ta günümüzde bile tartışılan tedavi yöntemlerinin bir kısmına bütün Anadolu'da olduğu gibi ilimizde de rastlamak mümkündür.

Arı Sokması : Arının ısırdığı yere demir basılır.

Sarılık : Sarılığa yakalanan hastanın ustura ile damak, el ve ayak tırnaklarının dipleri kesilir. Bu işleme sarılık kesme denir.
Çıban : Çıbanların olgunlaşıp boşalmaları için üzerine damar otu denilen geniş yapraklı bir ot sarılır.
Üşütme : Nezle, grip gibi durumlarda bir bardak süte bir parmak bal karıştırılıp hastaya içirilir.

Baş Ağrısı : Başa patates sarılır, ayrca mısır hamuru ayranla karıştırılarak bir çömberle başın ön kısmına bağlanır.

Mide Hastalığı : Yörenin ünlü kestane balı yedirilir.

Karında Kurt : Çocukların ağzından sular akar, çelimsiz olurlar. Şeftali yaprağı ve ham meyvası kaynatılır, hasta iki üç sabah aç karına içer. Kurtçuklar dökülür.

Yanık : Özellikle yoğurt sürülür.


DOĞUM

Doğumdan ölüme kadar kültürümüzün bütün renklerini görebildiğimiz yöremizde her anlamlı günün bir geleneği ve adeti vardır. Mesela hamile kadına çok iş yaptırılmaz. Ağır yük taşıttırılmaz, doğum yapan geline hediyeler alınır, komşuları yemek getirir, çocuğun kundağına para konur, altın takılır, iki lohusa kadın basmasın diye kırkı çıkana kadar birbirini ziyaret etmez. Mevlit okutulur, dualar edilir çocuğun da annenin de sağlık ve sıhhati temennisinde bulunulur. Biraz da erkek çocuğu oldu mu sevinç daha fazla olurdu. Ama günümüzde bu anlayış ta artık ortadan kalkmaktadır.


SÜNNET

Erkek çocukları yaşı çok geciktirilmeden sünnet ettirilir. Tek yaşlarda sünnet ettirilmesine özen gösterilir. Eskiden eli çantalı sünnetçiler köylerde dolaşıp çocukları sünnet ederlerdi. Çocuklar da bunları gördüklerinde canlarının yanacağını anlayınca kaçarlardı. Şimdi sağlık mensuplarına sünnet ettirilmekte. Çoğunlukta da çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından toplu sünnet törenleri düzenlenmektedir. Çalgılı sünnet törenleri olabildiği gibi mevlitli sünnet törenleri de yapılmaktadır. Sünnet öncesi çocuklar gezdirilerek gönülleri hoş edilir, sünnet sonrası aile yakınları konu komşu çocuklara para, altın veya çeşitli hediyeler verilir. Yemekler yenir, “İnşallah evlilik mürivetini de görürsünüz” diye anne ve babaya iyi dileklerde bulunulur.


DÜĞÜN

Çoğu zaman gençler birbirini ya düğünde, ya yaylada, ya bir şenlikte ya da çarşı pazarda görür ve “gönlüne düşürür”. Aile büyükleri devreye giren yengeler görücü olur. Kız da, oğlan da beğenilme aşamasında birbirini tanımaya çalışır. Ama en son söz aile büyüklerinindir. Kararı aile meclisi toplanır verir. Ama ailenin “rıza”sı kimi zaman tam değildir. Karar olumsuzdur. Birbirlerini seviyorsa gençler, ortaya bölgemizde halen geçerli olan “kız kaçırma” olayı çıkar. Evlenecek olan gençler birbirlerini ne kadar sevse de son sözü aile büyükleri söyler. Kız istemek için ailenin büyükleri, annesi, babası, ağabeyi, ablası, akrabalarından amcası, dayısı veya bir başka büyüğü kızın evine gider. Ön konuşmalar ve genel sohbetlerden sonra laf bir şekilde esas konuya getirilir ve kızın ailesinden “Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz” denir. Kız tarafı da hemen tamam demez. “Nasipse, kısmetse, bakalım bir düşünüp karar verelim” deyip, işi ağırdan alarak kendini “naza çeker”. Erkek tarafı “he, tamam, olur” cevabını alabilmek için kız tarafının kapısını biraz aşındırmak zorunda kalır. Kız tarafı sonunda razı olunca “söz kesilir.” Bir küçük bahşiş sonunda kızın nüfus kağıdı ailenin o andaki en büyüğüne işlemeli mendile veya özenle hazırlanmış bir zarfın içene koyularak verilir. Hayırlısı olsun temennisiyle kız tarafının ikramlar yendikten sonra evden ayrılınır. Söz kesme olayından sonra sıra “nişan”a gelmiştir. Nişanda kız ve erkek tarafı karşılıklı olarak birbirlerine gelin ve damat adayına hediyeler alır. Bu arada düğün tarihi için karar verilir. Yeni evlilere alınacak eşyanın kim tarafından ne alınacağına karar verilir. Düğün zamanı gelince “ağırlık görme” ye gidilir.


Cuma günü, kızın çeyizi oğlan evine götürülerek yerleştirilir. Komşular düğüne davet edilir. Cumartesi gününün gecesi kız evinde yapılan ve sabaha yakın sona eren şenliğe ise “kına gecesi” denir. Eskiden kına gecesi Çarşamba günü akşamı yapılır, Perşembe günü, düğün olur. Cuma günü de “Cumalık” yapılırdı. Kına gecesi, kadınlar ve genç kızlar gelin evine toplanmaya başlarlar. Bu gecede, kadınlar ve genç kızlar gelin evine toplanmaya başlarlar. Çeşitli çalgılar çalınmak ve oyunlar oynanmak suretiyle eğlenilir ve kız ağlatılır. Gelini ağlatmak için kızlar maniler, türküler ve ilahiler söylerler.


Düğün günü (Perşembe veya Pazar) erkek tarafı kalabalık bir grup halinde öğleye doğru, tabanca - tüfek ata ata, yaya ve atlı olarak gelin evine gidilir. Hemen kızı alıp dönmek isterler. Ancak kız tarafı misafirlere yemek ikram ederler. Yemekten sonra, kızın bir erkek kardeşi, o da yoksa dayısı, erkek tarafından bahşiş alır ve kızı ata bindirilir. Yine silah atıla atıla erkek evine doğru yollanılır. Eve varıldığı zaman kız attan indirilerek evin içine alınır. Daha sonra erkekler ve kadınlar ayrı ayrı yerlerde düğüne devam ettirirler. Düğün şenliklerinde horon tepmek vazgeçilmez bir adettir. Akşam olunca gelin ve güvey yan yana durdurularak her ikisine de şerbet ikram edilir. Daha sonra köyün hocası getirilerek dini nikahları kıyılır. Gelin evinden en son kızın çok yakını olan iki kadın ayrılınca düğün bitmiş olur.


Ertesi gün ise Cumalık yapılır. Kadınlar çeşitli oyunlar oynarlar ve geline hediyeler verirler. Düğünden bir hafta sonra ise, erkek tarafı kız evine “yedi” ye gider. Damat büyüklerin elini öper, sini ve sofraya davet edilir. Sofrada önüne, üstü kapalı üç tabak koyulur, birinde yumurta, birinde sütlaç ve birinde de su vardır. Damattan yumurtayı bulması beklenir. Geç saate kadar kızın babasının evinde kalınıp, güzelce ağırlandıktan sonra geriye dönülür. Günümüzde bu adetlerin büyük bir kısmı “salon düğünleri” nedeniyle yaşatılmaz olmakla birlikte, köylerimizde geleneksel düğün törenlerine rastlamaktayız.


ÖLÜM

Düğünler kadar da ölümler de hayatın bir parçasıdır. Sevinçte bir olan halkımız hüzünde de beraberdir. Mahalle veya köy camiinde selalar okunur. Kent merkezinde belediye hoparlöründen ilan yapılır. Ölen kişinin ailesinin kimliği tanıtılır. Ölü evine akşamdan taziyeye gidilir. Evde sabaha kadar ölünün yakınları ile birlikte oturulur. Sabahleyin defin hazırlıkları başlar. Bu arada civar komşular ölü evine yiyecek getirir. Üzüntülü olan aile bireylerine katkıda bulunulur. Cenaze eş, dost ve komşular tarafından kaldırıldıktan sonra evde Kur’an-ı Kerim okutulur. Başsağlığı dilekleri kabul edilir. Kırk mevlidi, ölünün kırkıncı gününde yapılır. Mezarlar bakımlı ve düzgün tutulmaya çalışılır. Bilhassa dini bayramlarda olmak üzere mezarlar sık sık ziyaret edilerek dualar, Kur’an-ı Kerim okunur.


YAYIN HAYATI

Trabzon’un kültürel zenginliklerini yansıtan herbiri aynı değerde eserler, Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü yayınlarında görmekteyiz. Bilim çevrelerinde ve yayın dünyasında ilgi gören bu eserlerle ilimizin çeşitli kültürel değerleri kültür sanat çevrelerine iletilmektedir. Basın - yayın organlarında da olumlu yansımalarını gördüğümüz bu yayınlar, periyodik olarak her yıl düzenli bir şekilde değişik konularda çıkartılarak hizmete sunulmaktadır.


Geniş okuyucu kitlesine ulaştırılan yayınları bir kısmını tanıtmak bakımından kısa biblografik bilgileri aşağıya çıkarılmıştır

1- Trabzon Edebiyatında Hamsi : Kültür Turizm Müdürlüğü Yayınları, Murat Yüksel - 1989
2- Trabzon’da Türk - İslâm Eserleri ve Kitabeler : Murat Yüksel, 3 cilt, 1991
3- Trabzon : Trabzon Çevre Koruma Vakfı - Trabzon Valiliği, Komisyon - 1992
4- Milli Mücadelede Trabzon Vilayetiyle Yazışmalar - 1995, Doç. Dr. Mesut Çapa - Veysel Usta.

Trabzon Turizm İl Müdürlüğünün yayınları da ilimizin tarih - doğa - kültür ve turizm zenginliklerini yansıtan bir çok eser yayınlamıştır. Bu eserler ilimizin tanıtımında çok önemli bir yere sahiptir. Turizm müdürlüğünün çıkardığı kitapların yanısıra tanıtıma yönelik hazırlamış olduğu broşür, tanıtım kitapçıkları, envanter ve kitler ülkemiz sınırları içinde olduğu gibi yurt dışında da kentimizin tanıtımında önemli katkılar sağlamıştır.


Trabzon Valiliğince, Trabzon Kalkınma Vakfı tarafından çıkartılan “Trabzon 61” dergisi de ilin tanıtımına yönelik önemli hizmetler vermiştir.

Bu arada uzun yıllardır varlığını sürdüren Trabzon’un tek kültür - sanat - edebiyat dergisi olarak hizmet veren “KIYI” dergisi de 14. yılında 176. sayıya ulaşma başarısını göstermiştir. Halen sahipliğini M. Naci ÖZKAN’ın yaptığı, Kıyı derğisinde, Genel Yayın Yönetmeni olarak ilimizin yetiştirdiği önemli şair ve sanatçılarımızdan Dr. Gündoğdu SANIMER, sanat yönetmenliğini ise Türkiye çapında isim yapmış şairlerimizden Ahmet ÖZER yapmaktadır.


Trabzon yayın hayatı ile önemli bir merkez olma özelliğini günümüzde de sürdürmektedir. Bir çok özel yayınevi kentin tarihi ve yetiştirdiği değerlerin eserlerini basıp, kültür - sanat hayatımıza kazandırmaktadır.


Önemli bir ticaret ve liman kenti olmasının yanında, tarih boyunca bir kültür kenti olarak da bilinen Trabzon’da yayın hayatı da önem arzetmektedir. 1869 yılında Trabzon Valiliğince çıkarılmaya başlanan “Trabzon” isimli vilayet gazetesi ile birlikte, aynı yıl 22 sayılık bir dizi halinde sürdürülecek olan “Trabzon Salnamesi” de yayımlanmaya başlıyordu. Vilayetin dışında Trabzon’da ilk kitap, Kitabi Hamdi Efendi (Başman) tarafından “Kütüphane-i Hamdi” adıyla kurulan yayınevi tarafından 1885 yılında basılıyordu. İstanbul ve Belçika’dan kağıt getirilerek Trabzon’un değişik matbaalarında basılan kitapların çoğunluğu ders kitaplarından oluşmakla birlikte yayım-ladığı çok sayıda kültür kitapları ile değişik haritalarla birlikte kent kültürüne damgasını vurduğu görül-mektedir. Nitekim yayın hayatına başladığı 1885 yılı ile harf devriminin gerçekleştirildiği 1928 yılları arasında Trabzon’da basılan yüzü aşkın kitabın yarıdan fazlasının Kitabî Hamdi Efendi tarafından yayımlanmış olması bunun en açık kanıtıdır. Kütüphane-i Hamdi yayınları arasında en fazla kitabı basılan kişinin, Trabzon’un yetiştirdiği önemli değerlerden biri ve “Lugat-ı Cudi” adlı sözlüğün müellifi olan İbrahim Cudi Efendi olduğunu da ayrıca vurgulamak gerekir.


Harf devrimini yapılmasından sonra yeni bir sürece giren Trabzon yayıncılığında kent kültürüne ilişkin uzun yıllar düzenli ve kalıcı yayın yapan yayınevine rastlanmamaktadır. Kente ilişkin yayınların büyük çoğunluğu, ya araştırmacıların kendi imkanlarıyla ya da Trabzon dışında faaliyet gösteren vakıflar, dernekler veya yayınevleri tarafından bastırılan kitaplardan oluşmaktadır.


19. yüzyılın son ve 20. yüzyılın ilk çeyreği arasındaki dönemde onlarca gazete ve dergi ile yüzlerce kitabın yayımlandığı Trabzon’da, bu dönemden itibaren giderek azalan ve düzensizlik gösteren yayın hayatındaki boşluğu doldurmak, tarihsel süreçteki önemi ile mütenasip olmayan kent kültürü hakkındaki araştırmalara yeniden ivme kazandırmak, Trabzon’un tarihi, turistik, sosyal, kültürel ve sanatsal açıdan potansiyelini ortaya koymak üzere bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bunları yayımlamak amacıyla 1999 yılında “Serander” adıyla bir yayınevi kurulmuştur. Kent kültürü araştırmaları açısından son derece bâkir bulunan Trabzon’un tarihine ve geleceğe yönelik vizyonuna uygun araştırmalar yapmak üzere kurulan Serander Yayınevi tarafından bugüne dek Trabzon Araştırmaları Dizisi’nden, Veysel Usta’nın “Anabasis’ten Atatürk’e Seyahatnamelerde Trabzon”, “Atatürk ve Trabzon. Fotoğraflar, Belgeler, Demeçler” adlı iki yeni kitabı yayımlandı, Trabzon’un yetiştirdiği değerlerden tarihçi Mahmut Goloğlu’nun bütün yapıtlarını yayımlama çalışmalarına başlanarak “Trabzon Tarihi” adlı kitabı yeniden düzenlenerek basıldı. Diğer kitapların basımı için hazırlıklar sürdürülmektedir. Bir yandan kent tarihi ile ilgili çalışmaların yayımlanması sürdürülürken öte yandan Sanat-Edebiyat Dizisi’nden Özer Ciravoğlu’nun “Kriz ve Sevi”, Kenan Sarıalioğlu’nun “Issız İnsan Ormanında” ve “Materyalizm ve Ahlak” adlı kitapları da yayın hayatına kazandırılmıştır.


Trabzon Gazeteciler Cemiyeti ve Karadeniz Yazarlar Birliği de çıkardığı dergi, gazete ve kitaplarla halen hizmetlerini sürdürmektedir.


Trabzon basın çalışanlarını bir çatı altında toplayan Trabzon Gazeteciler Cemiyeti kendi sahasında ülkenin önde gelen kuruluşları arasında yer almaktadır. Karadeniz Yazarlar Birliği ise gazetecilik mesleğinin yanısıra şair, yazar ve araştırmacı hüviyeti taşıyan eser sahibi kişileri bir arada barındıran önemli bir kültür kuruluşu olarak hizmetini sürdürmektedir. Geleneksel olarak düzenlediği “Şairler Şöleni” ile kentin kültür hayatına katkıda bulunmaktadır.


Trabzon’a yönelik çıkardığı yayınlarla bir ilki başlatan Trabzon ili ve ilçeleri Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı yayınladığı dergi ve kitaplarla kentin kültürel zenginliklerine katkıda bulunmaktadır.


Türkocağı Trabzon Şubesi düzenlediği çeşitli sempozyumlarla Trabzon’un tarihi - kültürel - sosyal - ekonomik yapısını temellere dayalı olarak ortaya koyan çalışmalarda bulunmaktadır. Bu çalışmalar neticesinde 1998 tarihinde düzenlenen “Trabzon Tarihi Sempozyumu”nda sunulan bilimsel bildiriler kapsamlı bir kitap haline getirilerek bilim dünya-sına kazandırılmıştır.


Trabzon Belediyesi Kültür Müdürlüğü de çeşitli konularda yayın çalışmalarında bulunmaktadır. Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları olarak sunulan kitap çalışmaları halen sürdürülmekte olup, bugüne kadar 78 eser yayınlanmıştır.



hhhhhhhhhh.jpg

TURİZM



Trabzon, tarihi, kültürel ve turistik yönden zengin bir yapıya sahiptir. Trabzon'da turistlerin en büyük ilgi odağı Kale Surları, Ortahisar (Fatih Camii), Atatürk Köşkü (Müzesi), Ayasofya Müzesi, Gülbaharhatun Camii, Yenicuma Camii, Küçük Ayvasıl Kilisesi, Maçka İlçesinde bir tarih ve doğa anıtı olan Sumela (Meryemana) Manastırıdır. Ayrıca Bakırcılar ve Kuyumcular Çarşısı ile Çaykara-Uzungöl, Akçaabat-Sera Gölü, Sürmene-Çamburnu, Düzköy-Çal Mağarası ve yayla şenlikleri turistlerin ilgisini çeken yerlerdir.

Son Beş Yılda İl'e Gelen Turist Sayısı ve Turizm Gelirleri




YILLAR
YERLİ
YABANCI
TOPLAM
TURİZM GELİRİ ($)

1999
300.969

123.547

424.516

30.150.780


2000
652.655

175.750

828.405

79.087.500


2001
740.462

278.777

1.019.239

84.300.000


2002
895.663

345.107

1.240.770

84.107.650


2003
940.813

262.832

1.202.645

65.458.000


2004
958.395

266.712

1.225.107

53.044.200








Avrupalı turistler en çok bakır işi hediyeler, telkari gümüş işleri (bilezik, kolye, kemer, nalın), dokuma işi el sanatları, B.D.T. den gelenler ise daha ziyade deri, konfeksiyon, avize, battaniye ve giyim eşyası almaktadır.





İlimize özgü turizm çeşidi olan, Çaykara-Uzungöl “Özel Doğal Koruma Alanı” ve 6 yaylamız da (Akçaabat-Karadağ, Tonya-Erikbeli, Maçka-Şolma, Araklı-Pazarcık, Araklı-Yalıntaş ve Trabzon-Çakırgöl), Bakanlar Kurulu kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir.








TURİZM BAKANLIĞINDAN BELGELİ OTELLERİN SINIFLARINA GÖRE DAĞILIMI





İlimizde halen faaliyette bulunan turizm işletme belgeli 18 adet tesisin 848 oda ve 1.666 yatağı mevcuttur. Yatırım belgeli tesis sayısı ise 8 adet olup, bunların da 676 odası ve 1.360 yatak kapasitesi vardır. Ayrıca belediye belgeli otel sayısı 164 olup, bunların yatak sayısı da 5.300'dür.

SPOR

İl Merkezinde 32.000 kapasiteli (Hüseyin Avni AKER) stadyum mevcut olup, İl genelinde 3 adet stat, 3 adet çim, 12 adet toprak yüzeyli futbol sahası, 11 adet spor salonu, 1 adet kapalı yüzme havuzu, 1 adet atış poligonu, 5 adet kapalı spor salonu ve 131 spor kulübü vardır. Sporun çeşitli branşlarında 7.733 sporcu, 415 hakem ve 15 antrenör görev almaktadır.

Trabzon'da spor denince şüphesiz ilk akla gelen futboldur. İlimizin tanıtımında çok önemli yer tutan futbol takımımız TRABZONSPOR gerek ülkemizde ve gerekse Avrupa'da elde ettiği büyük başarılardan dolayı İlimizin ve Ülkemizin tanıtımında önemli rol oynamaktadır. 2 Ağustos 1967 tarihinde Bordo-Mavi renklerle kurulan Trabzonspor 1973-1974 sezonunda Türkiye Birinci Ligine çıkmış ve bugüne kadar 6 kez 1. Lig Şampiyonluğu, 7 kez Türkiye Kupası, 7 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası ve 5 kez de Başbakanlık Kupasını müzesine götürmüştür.

Ayrıca, İlimizin ilçe takımı olan Akçaabat Sebat Spor 2002-2003 sezonunda Birinci Süper Lige çıktıktan sonra 2005 yılında tekrar ikinci lige düşmüştür.

Avcılık, atıcılık, atletizm, basketbol, boks, güreş, judo, voleybol, hentbol, futbol ve su sporları dallarında spor faaliyetleri yapılmaktadır. Her dalda ülke çapında dereceler alan Trabzonlu sporcular futbolda da birçok başarılar kazanmışlar ve isimlerini yurt dışına taşırmışlardır.

TARIM

Tarım arazisinin % 62,4'ünde bölgenin önemli geçim kaynağı fındık ve çay üretilmektedir. Hububat, mısır ve fasulye ekimine % 25,8, tütün ve patates üretimine % 8,4 ve sebze-yem bitkileri üretimine % 3,4'lük tarım arazisi ayrılmaktadır. Bir çiftçi ailesine düşen ortalama tarım arazisi 10,5 dekardır.

975.137 olan İl nüfusunun 496.183'ü köylerde yaşamaktadır. Tarım, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve avcılık işlerinde çalışanların sayısı ise 263.783'dür. Traktör ve benzeri araçların tarımsal faaliyetlerde kullanılması, arazi yapısı gereği olarak, pek mümkün değildir. Bu nedenle, tarımda emek yoğun bir üretim söz konusudur. Optimal ölçeklere sahip tarım işletmeleri yok denecek kadar azdır. Fındık, çay, tütün ve balık ürünlerinin dışında tarımsal üretim dahili ihtiyaçlar için yapılmaktadır. Yani Trabzon'da tarım kesiminde bir bakıma kapalı ev ekonomisi şartları geçerlidir.

Trabzon'da tarımsal ürün olarak ilk akla gelen fındıktır. Normal ürün döneminde gerçekleştirilen yıllık ürün miktarı 55 bin tondur. Bu miktar, Türkiye fındık üretiminin % 11'ini teşkil etmektedir. Fındık alanlarında alternatif ürün yetiştirme çalışmaları kapsamında 236 adet sera yapılmış ve üreticilere teslim edilmiştir. 2003 yılı fındık rekoltesi 42.170 bin ton iken, 2004 yılı fındık rekoltesi 14.586 tondur.

İkinci önemli tarımsal ürün olarak çay, ilin Araklı, Sürmene, Of, Hayrat, Vakfıkebir ve Dernekpazarı ilçelerinde üretilmektedir. Bu yörelerde üretilen yıllık yaş çay miktarı 138 bin ton kadardır.

Trabzon'un merkez ilçe sınırları ile Akçaabat ilçesinin sahile yakın bazı köylerinde tütün üretimi de yapılmaktadır. Ancak bu ürüne olan talebin giderek azalması ve üretimindeki güçlükler nedeniyle üretim miktarı her yıl değişik miktarda olmaktadır (2001 yılında 2.015.000 kg., 2002 yılında 1.150.000 kg., 2003 yılında 1.100.000 kg. ve 2004 yılında 1.125.000 kg'dir.)

Balıkçılık, Trabzon için önemli bir gelir kaynağı olmakla birlikte Karadeniz'in sürekli olarak kirletilmesi neticesinde, balık üretiminde hissedilir oranda bir düşme görülmüştür. Balık türlerinin en önemlisini teşkil eden hamsi üretiminde yıllar itibariyle dalgalanmalar yaşanmaktadır. Geçmiş yıllarda 50 bin tona kadar yükselmiş olan hamsi üretiminin bazı yıllar 1.000 tona kadar gerilediği görülmüştür. Trabzon'da halen 1.186 tekne sahibi balıkçılıkla iştigal etmektedir. Deniz balık avcılığına alternatif olarak iç sularda bugüne kadar 82 adet Alabalık İşletme Tesisi kurulmuş ve bugün itibarıyla 63 alabalık tesisi faaliyetini sürdürmektedir.

İlimizde hayvancılık daha çok süt ve süt mamulleri üretimine yönelik olarak yapılmaktadır. Daha çok büyükbaş hayvan beslenebilmektedir. Yıldan yıla yerli kara sığırdan melez ve saf inek tercihine doğru hızlı bir istek gözlenmektedir. Toplam büyükbaş hayvan sayısı 130.805, küçükbaş hayvan sayısı ise 94.459'dur.

İlimizde Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı olarak; 82 Tarımsal Kalkınma, 12 Su Ürünleri olmak üzere 94 kooperatif, ayrıca 1 Hayvancılık, 1 Tarımsal Kalkınma ve 1 Su Ürünleri Kooperatifi olmak üzere toplam 3 Kooperatif Birliği mevcuttur. Halen yoğurt, peynir ve tereyağı üretimi yapan 5 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, çay üretimi yapan 1 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 21 adet de özel sektöre ait fabrika ve üretim merkezi mevcuttur.





Tarımsal Gelir Durumu :





Gelir Türü
Gayri Safi Gelir (TL.)


Bitkisel Üretim
276.919.137.000.000.-



Hayvansal Üretim
123.755.450.000.000.-



Su Ürünleri Üretimi
15.165.000.000.000.-



TOPLAM
415.839.587.000.000.-









Bir çitçi ailesine düşen yıllık GSMH 4.076.858.696.-TL. olup, bir kişiye düşen yıllık GSMH 815.371.000.-TL.'dir.



SANAYİ



Trabzon, Osmanlı döneminden kalan potansiyeli ve Cumhuriyet döneminde zaman zaman hızlanan sanayileşme hareketlerine rağmen bu alanda yeterince gelişememiş illerden biridir. İlde büyük ölçekli üretim tesisi yok denecek kadar azdır. En önemli imalat sanayi kuruluşu 1992 yılında özeleştirilen 455 bin ton/yıl kapasiteli Çimento Fabrikasıdır. Bunun haricindeki imalat sanayi kuruluşları daha çok tarımsal ürünleri işlemeye yöneliktir.

İl'de imalat sanayinde sayılabilecek belli başlı alanlar un ve kepek, süt mamulleri, balık yağı ve unu, hazır giyim, mefruşat, ayakkabı, kereste, beton direk, lastik ve plastik ürünler, PVC boru, bakır, çinko, kurşun, alüminyum, kurşun mamulleri, boru, galvanizli saç, tuğla, metal, otomobil yan sanayii ve cerrahi dikiş malzemesi imalatıdır.



İldeki Sanayi Kuruluşları :



FABRİKA ADI
ADEDİ



1. Büyük Ölçekli
1




2. Orta Ölçekli
5




3. Küçük Ölçekli
295





TOPLAM
301





Trabzon'da sanayi sektörünün istihdama katkısı oldukça düşüktür. İl bazında bu sektörde çalışanların sayısı 22 bin kişi civarındadır.



ARSİN ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ



Trabzon Organize Sanayi Bölgesi (http://www.tosbol.org.tr) ayrıntılı bilgi için tıklayınız



VAKFIKEBİR ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ



Vakfıkebir Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis teşekkülü % 50'şer oranda hisseye sahip Trabzon İl Özel İdaresi ve Trabzon Sanayi ve Ticaret Odasının iştiraki ile oluşmuş olup, 830 dönüm arazi üzerine kurulmakta olan bölgenin kadastro çalışmaları tamamlanmıştır. Şahıs arazilerine ait kamulaştırma için gerekli 285 milyar TL. kredi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan temin edilerek maliklerin hesabına yatırılmış olup, 2005 yılında imar planı ve altyapı projelerinin bitirilmesi hedeflenmekte iken Yatırım Programından çıkarılmıştır.



BEŞİKDÜZÜ ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ



Beşikdüzü Organize Sanayi Bölgesinin müteşebbis teşekkülü % 70'şer oranda hisseye sahip Trabzon İl Özel İdaresi ve Trabzon Sanayi ve Ticaret Odasının iştiraki ile oluşmuştur. 1.040 dönüm arazi üzerine kurulan bölge, 2004 yılı yatırım programına alınmış olup, 2005 yılında imar planı ve altyapı projelerinin bitirilmesi hedeflenmektedir.



TRABZON SERBEST BÖLGESİ

Trabzon Serbest Bölgesi 38.000 m2 kamu arazisi üzerine Yap İşlet Devret modeline göre Serbest Bölgeler Kanununun 2’inci maddesi gereğince Bakanlar Kurulu’nun 06.04.1991 tarih ve 91/1693 sayılı kararı ile kurulmuş ve ilk ticari faaliyetine 03.07.1992 tarihinde başlanmıştır.

Trabzon Serbest Bölge Kurucu İşleticisi şirket (TRANSBAŞ) sermayesinin, % 4 hissesi Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ait olup, % 96sı yabancı sermayeye aittir.

Serbest Bölgede 7si yabancı 8i yerli olmak üzere 15 firma ticari faaliyet yapmakta ve bu firmalarda toplam 60 kişi istihdam edilmektedir.

Trabzon Serbest Bölgesi ilk ticari faaliyete başladığı günden bugüne kadar toplam 674 milyon Dolar ticaret hacmine ulaşılmıştır. 2004 yılı sonu itibariyle ticaret hacmi de 15,316 milyon Dolardır.

2004 yılı Haziran ayı sonu itibariyle Trabzon Serbest Bölgesinde işlem gören ürünlerin % 16sını tarım ürünleri (bitkisel ürünler), % 84ünü de Sanayi ürünleri (İşlenmiş petrol ürünleri) almıştır.

Trabzon Serbest Bölgesinden yapılan işlemlerden (Yurtdışından giriş ve Türkiyeye çıkışlarda) % 0,5 oranında fon tahsil edilerek Türkiye ekonomisine büyük katkıda bulunulmaktadır